Kalemsiz Yazar
News Update
Loading...

Featured

[Featured][recentbylabel]

Featured

[Featured][recentbylabel]

Asal SEO

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Türkiye neden S-400 alıyor?

Türkiye neden S-400 alıyor?

Türkiye neden bir hava savunma sistemi alıyor?
Türkiye, balistik füze tehdidine karşı hava ve füze savunma sisteminin takviye edilmesi amacıyla NATO'dan talepte bulunmuştu. Bu kapsamda, 2013-2015 yılları arası Gaziantep’te ABD, Kahramanmaraş’ta Alman ve Adana’da Hollanda Patriotları görev yaparak geri döndü. İspanyol Patriot’ları İncirlik’te 2015’ten, İtalyan SAMP-T’leri Kahramanmaraş’ta 2016 yılından itibaren görev yapıyor.

Bu geçici çözümün, Türkiye'nin hava savunma ihtiyacının karşılanmasında yetersiz kaldığı değerlendirilerek, stratejik ihtiyaç olan ve başka bir ülkenin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önem taşıyan hava savunma sisteminin üretilmesi ve geliştirilmesi için çalışmalar başlatıldı.

Bu kapsamda Türkiye, uzun menzilli hava savunma sisteminin milli imkanlarla tasarlanıp üretilmesine ilişkin projelerin yanı sıra farklı ülkelerden hava ve füze savunma sistemi tedarikine de olumlu yaklaştı.

Türkiye neden S-400 almak istiyor?
Hava sahası güvenliğini önceleyen Türkiye, ilk olarak acil ihtiyacının karşılanabilmesi amacıyla Rusya'nın cazip teklifine olumlu yanıt vererek, Rus üretimi ileri teknoloji S-400 hava savunma sistemlerinin tedarikini gündemine aldı.

Türkiye, günümüzde en önemli askeri teknolojilerin başında gelen S-400 sistemlerini satın alarak, hava sahasını muhtemel tehditlerden korumayı ve modern savunma sistemlerini güçlendirerek güvenliğini sağlamayı hedefliyor.

S-400'ün teknik özellikleri neler?
Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak nitelendirilen S-400, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlandı.

S-400, çok uzun menzilli 40N6 model füzeyle 400 kilometre, uzun menzilli 48N6 model füzeyle 250 kilometre, orta menzilli 9M96E2 model füzeyle 120 kilometre ve kısa menzilli 9M96E model füzeyle de 40 kilometredeki hedefleri vurabiliyor.

Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabilen S-400, 600 kilometre uzaklıktaki hedefi algılama özelliğine sahip ve saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderilebiliyor. Sistem, hedefe 10 saniyeden daha az sürede tepki veriyor.

Türkiye neden Patriot değil de S-400 satın alıyor?
NATO üyesi Türkiye'nin S-400 satın almasına sıcak bakmayan ABD yönetimi ise S-400'lere alternatif olarak Patriot sistemlerinin Türkiye'ye satılmasını öneriyor.

Fakat Türkiye, 2013'te ABD'den Patriot füze savunma sistemi alımını görüşmüş ancak ABD'nin Patriotların teknik özelliklerini Türkiye ile paylaşmayı reddetmesi ve sistemin yüksek maliyeti nedeniyle Ankara farklı ülkelerden hava savunma sistemi satın alımı için çalışmalarını başlatmıştı.

Rusya'nın fiyat, teslimat, ortak üretim ve teknoloji transferi noktasında Türkiye'nin beklentilerini karşılamasının ardından Ankara, S-400 satın alım çalışmalarına olumlu yaklaştı.

Öte yandan, teknik açıdan bakıldığında, 600 kilometre uzaklıktan tehdidi belirleyebilen S-400'ler, 60 kilometre uzaklıktaki balistik hedefleri, 400 kilometre uzaklıktaki aerodinamik hedefleri ve 10 metre kadar alçak irtifadaki hedefleri vurabilirken, Amerika’nın Patriot füzeleri ancak minimum 60 metre yükseklikteki hedefi vurabiliyor.

S-400'lerle ilgilenen diğer ülkeler
Rusya, daha önce Bulgaristan, Yunanistan, Hırvatistan, Slovenya gibi NATO üyesi ülkeler dahil yaklaşık 20 ülkeye S-300 satarken, S-400'lerin ilk müşterileri ise Belarus (2016) ile Çin (2018) olmuştu. Rusya'nın S-400'leri satmak istediği ve bir kısmıyla mutabakata vardığı Türkiye dışındaki diğer ülkeler ise Hindistan ve Suudi Arabistan.

Bu kapsamda, S-400 satın alımıyla ilgilenen Hindistan, geçen yıl Rusya ile 5 milyar doları aşan değerde 5 adet S-400'ün satış sözleşmesini imzaladı.

S-400 alım aşamasında gelinen süreç nedir?
Türkiye ile Rusya arasında Eylül 2017'de imzalanan anlaşmaya göre, Türkiye, Rusya'dan 2,5 milyar dolar karşılığında toplam dört bataryadan oluşan iki adet S-400 sistemi satın alacak. Bu kapsamda, Türk yetkililerin yaptığı açıklamalar doğrultusunda, S-400 ile ilgili ilk teslimatın temmuzda gerçekleşmesi planlanıyor.

S-400'den sonra S-500 için çalışmalar başlayacak mı?

Rusya, S-400 benzeri sistemlerini geliştirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, S-400'lerin bir ileri teknolojisi kabul edilen S-500'lerin seri üretimine en yakın zamanda geçileceği biliniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da S-500'ler konusunda yeşil ışık yakarak, "Belki S-400'den sonra S-500'e gireceğiz." açıklamasında bulunmuştu.

Türkiye'nin S-400 alımı konusunda liderlerin görüşleri neler?
Erdoğan, Rusya'dan S-400 satın alımı konusunda geri dönüş olmayacağının altını çizerek, "S-400 konusunda işi bitirdik, geri dönüşümüz asla olamaz. Ruslarla anlaştık, ortak üretime gireceğiz, belki S-400'den sonra S-500'e gireceğiz." ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye'ye S-400 almaması yönünde yapılan uyarılara da tepki gösteren Erdoğan, "Bize S-400'de dayatma yapanlar, niçin Yunanistan'a yapmıyor S-300 için? Niçin Bulgaristan'a yapmıyor S-300 için? Niçin Slovakya'ya yapmıyor S-300 için? Bunlar da aynı zamanda NATO ülkesi, yapın onlara da niye yapmıyorsunuz?" sorusunu yöneltmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıl Türkiye'ye yaptığı ziyarette, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmelerinde S-400 sistemlerinin teslimat sürelerinin kısaltılmasına karar verdiklerini ifade etmişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Türkiye'nin, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri alımına ilişkin yaptığı açıklamada, askeri kapasitelerini geliştirmenin ülkelerin kendi ulusal kararı olduğunu belirterek, NATO için önemli olanın farklı sistemlerin müşterek bir şekilde çalışabilmesi olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin S-400 satın alımına ABD'nin tepkisi ne yönde?
ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri alması durumunda çeşitli yaptırımlar uygulanabileceği açıklamasında bulundu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Robert Palladino, ABD'nin, S-400 konusunda pozisyonunun değişmediğini ve Türkiye'nin Rusya'dan bu sistemleri alma girişiminin ABD'yi ciddi şekilde endişelendirdiğini dile getirdi.

Palladino, Türkiye'yi, Rusya'dan S-400 satın almasının, F-35 programına katılımının yeniden değerlendirilmesine neden olacağını ve gelecekteki diğer potansiyel silah transferini riske sokacağı konusunu açıkça bilgilendirdiklerini aktardı. Palladino, ayrıca, Amerika Düşmanlarına Yaptırımlarla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında S-400 alımına dahil olan devlet veya özel tüm kurum ve kişilerin potansiyel yaptırımlara maruz kalabileceğini de ifade ettiklerini belirtti.

CAATSA nedir?
ABD Kongresinin geçen yıl çıkardığı "Amerika Düşmanlarına Yaptırımla Mücadele Yasası" (CAATSA), Rus savunma ve istihbaratıyla ilişkili kurum ve kuruluşlarla iş yapan üçüncü ülke ve şirketlere de yaptırım uygulanmasını öngörüyor.

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Demokrasi Nedir? Demokrasi İdeal Yönetim Mi?

Demokrasi Nedir? Demokrasi İdeal Yönetim Mi?

Demokrasinin Tarihi - Günümüzde Demokrasi

İnsanların bir arada yaşayabilmesi için zaman içerisinde birçok yönetim biçimi uygulanmıştır. Demokrasi ise günümüzde bu yönetim biçimlerinden en yaygın olanı ve en kabul görenidir. Demokrasi kavramının farklı açıklamaları olsa da kısaca egemenliğin bizzat halkın kendisinde olmasıdır. Halk seçim yoluyla istediği temsilcileri seçer ve bu temsilciler ile hükümet kurulur.

Demokrasi Nedir?

Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiş olan Demokrasi sözcüğü halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi veya el erki olarak tanımlanmaktadır.
Demokrasi modernizmi anımsatsa bile kökeni M.Ö. 510 Atina’ya dayanır. Fakat demokrasinin ilk zamanları ile şu anki halinde farklar vardır. Atina’da gördüğümüz demokrasi direkttir, yani halk devlet meselelerinin tartışılmasında doğrudan söz sahibidir. Şu anda Türkiye’de de olduğu gibi dünyanın büyük bir bölümünde direkt değil temsili demokrasi söz konusudur. Halk kendi temsilcilerini devlet meseleleri hakkında konuşmaları için seçer, bunun en büyük sebebi zaman ilerledikçe nüfusun artmasıdır.

Demokrasi En İdeal Yönetim Biçimi Midir?

Demokrasi günümüzde anlamı ve tarihi bilinmeksizin çok fazla övülmektedir ve en iyi yönetim biçimi olarak gösterilmektedir. Geçmişe baktığımızda da yücelten yorumlar görebiliriz. Goethe’nin deyimi ile Demokrasi, “Kendi kendimize egemen olmayı öğreten yönetim, en iyi yönetimdir.” Fakat bu yorumlar ne kadar doğrudur?

İdeal Yönetim Sistemi Olarak Demokrasiyi Savunanların İddiaları

Demokrasinin ideal bir yönetim şekli olduğunu savunanlarının iddiaları şöyledir;


  • Demokraside herkesin görüşü alındığından dolayı eşittir.
  • Devlette bir olay hakkındaki en iyi karar, çoğunluğun verdiği karardır.
  • Demokrasi aydınlığın bir sonucudur.
  • Demokrasi tiranlığa engel olur.
  • Ülke hakkında herkes eşit söz hakkına sahip olmalıdır.
  • Demokratik bir ülkede, bireyleri temsil eden vekiller olması gereklidir.
  • İnsanlar, bir kişinin ya da topluluğun buyruğu altında (monarşi, aristokrasi) yönetilmesi hiçbir zaman verimli değildir.
  • Demokrasiye uygun olmayan toplum biçimi yoktur.
  • Demokratik bir yönetimde tüm insanların memnuniyeti sağlanır.
  • Tarih boyunca demokrasi ile yönetilen devletlerin durumu iyi, demokrasi ile yönetilmeyenlerin ise durumu kötü olmuştur. (uzun ömürlü veya kısa ömürlü)


Demokrasi ve Eşitlik

Demokrasinin en çok bahsedilen özelliği tüm halkın yönetimde söz hakkının olmasıdır ve bu sayede eşitliğin sağlanmasıdır. Fakat devletin sürekliliği ve faydası için, doğru kararların alınması, eşitlikten daha önemlidir. Demokraside herkes eşittir ve devlet meselelerinde söz hakkına sahiptir ama halkın çoğunluğu alınması gereken kararlar hakkında gerekli bilgilere sahip değilse, alınan kararların toplum için faydalı olması beklenemez. Elbette bir halk cahil ve geri kalmış olabilir fakat kararların faydasız olacağı aşikâr iken onları kendileri için karar vermeye zorlamak, halkı daha da cahilleştirmek anlamına gelir. Herkes yaşadığı devlet içerisinde söz hakkına sahip olmak ister fakat kurnaz bir lider kendi çıkarlarını sağlamak için cahil halkı yanlış yönlendirebilir ve yaptığı bu işin demokrasiyi gerçekleştirmek olduğunu savunabilir. Halk ise modernleştiğini ve demokrasiyle yönetildiğini düşünürken devletin kölesi haline gelir. Aynı zamanda halk içerisindeki aydın kesim bu olaydan etkilenir ve ülkedeki beyin göçleri artar, bu sayede halk daha da cahilleşir.

Eşitlik Her Zaman İyi Midir?


Demokrasinin halktaki herkese söz hakkı sağlaması, aristokrasi sistemindeki devleti sadece soyluların yönetmesinden daha mantıklı gözükebilir fakat en mantıklı, en doğru veyahut en iyi yönetim biçimi olarak tanımlanmamalıdır. Eğer kurnaz dediğimiz devlet lideri olmasa ve herkes işini layıkıyla yapsa belki o zaman mükemmel derecesine ulaşabilir fakat o halde aristokrasi, monarşi gibi yönetim biçimlerinde de herkes işini iyi yapsa aynı sonuca ulaşılabilir. Ayrıca tüm insanların devletin ve halkının çıkarlarını kendi çıkarları üzerinde tuttuğu bir toplum sadece bir ütopya olabilir. Jean Jacques Rousseau’nun dediği gibi “Kelimenin tam anlamıyla gerçek bir demokrasi hiçbir zaman var olmadı ve var olmayacaktır.” Devlet meseleleri hakkında en iyi kararın tüm halkın katılarak verdiği karar olmadığını açıklayarak, demokrasideki tüm halkın eşit bir şekilde devlet meseleleri hakkında söz sahibi olmasının her durumda en yararlı yol olmadığını göstermiş olduk.

Demokraside Eşitlik Uygulamaları

Herkes söz hakkına sahip olarak eşitlik sağlandığı fakat bunun devlet için faydalı olmadığını söyledik. O halde herkesin söz hakkına sahip olması yerine sadece karar verilecek konu hakkında yetkin kişilerin söz hakkı sahip olması daha mantıklıdır. Güncel konuları takip etmeyen, etse bile gerekli analizleri yapıp faydalı olan seçimi yapamayan ve karar vermesi gereken konularda yeterli bilgiye sahip olmayan bir insanın söz hakkına sahip olması devletin yararına değil zararına olacaktır. Bu konu sadece seçimler ile alakalı değildir. Örneğin günümüz cumhuriyetlerinde önceden Eğitim Bakanı olan bir kişi, daha sonradan Turizm Bakanı olabilmektedir. Peki bu kişi eğitim konusunda mı uzman yoksa kültür ve turizm konusunda mı uzman? Konusunda gerekli uzmanlığa sahip olmayan kişilerin yüksek devlet kademelerine gelmesi de devletin aleyhine sonuçlar doğurur. Fakat üst kademedeki bu insanlar dolaylı olarak halkın kendi kararıyla seçtiği vekiller tarafından onaylanmıştır.

Bir ülkede devlet başkanı veya bakanlar halkın seçtiği vekiller tarafından seçilebilir. Sonuç olarak başkanın ve bakanların seçiminde halk doğrudan veya dolaylı olarak etkilidir. Bu yöntem, bazı yanlış kararlara yol açabilmektedir. Aynı zamanda mecliste alınan kararlarda da halk doğrudan etkili olamaz. Yani vekiller seçimlerden önce çeşitli vaatlerde ve sözlerde bulunurken, seçimden sonra söz verdikleri gibi hareket etmeyebilirler, bu olayda kararların halkın istediği gibi olmamasına yol açar.

Demokrasinin Tarihi

Antik Yunan’daki demokraside ise devlet hakkında kararlarda direkt olarak halk etkili olur ve herhangi bir aracı olmaz. Fakat bahsettiğimiz direkt demokrasi sistemi yaklaşık 30.000 kişinin seçme hakkı olduğu bir devlette gerçekleşmektedir. Günümüzdeki devletlerin nüfusları çok daha fazladır ve insanların direkt olarak katılması imkânsızdır. Bu yüzden de dolaylı demokrasi yani insanların düşüncelerini vekiller, kendileri gibi düşünen, insanlar aracılığıyla iletilmesi uygulanmaktadır. Aynı zamanda düşüncelerini net olarak ifade edemezler ve sadece kendi düşüncelerine benzeyen insanları seçerler. Demokratik bir ülkede insanların kararlarını vekiller üzerinden iletmesi alınan kararlarda gerçekten halkın etkili olmasını engellemektedir.

Demokrasideki dolaylı egemenliğin bir problem olduğundan bahsettik. Halkın memnuniyetsizliğini arttıran bir diğer problem ise çoğulculuktur. Çoğulculuk ilkesi bir seçim yaparken en adil yöntem olabilir fakat bu insanların memnun olmasını sağlamaz. Tabi ki bir seçimde yüzde birlik kesimin düşünceleri yüzde doksan dokuzluk kesimden daha değerli olmamalıdır fakat yüzde kırk dokuz ve yüzde elli bir gibi durumlarda halkın neredeyse yarısının alınan karardan memnun olmaması söz konusudur. Demokrasideki bu karar mekanizması hem faydalı karar almaya engel olabilirken hem de halkın büyük bir kısmının memnuniyetsiz olması söz konusudur.

Demokraside Liderler

Daha önceden bahsettiğim kurnaz lider, kendi çıkarına yaptığı işleri demokrasiyi sağlayarak yaptığını söylemesi ve insanların da ne kadar demokratik o kadar modern olduklarını düşünmeleri büyük bir yanlıştır. Demokrasi modern zamanları temsil eder gibi gözükse bile temeli M.Ö. 5. yüzyıla dayanır. İnsanların algısının bu şekilde olmasının sebebi geçmişe göre günümüzde daha fazla demokrasi ile yönetilen devletin olmasıdır. Fakat her yeni çıkan görüş ya da fikir modernliği yani aydınlığı temsil etmez. Demokrasinin olduğu yerlerde aydınlığın olmasına gerek yoktur. Örneğin demokrasinin çıkış noktası olan Atina’da (M.Ö. 5) kölelerin hiçbir hakkı yoktu. Sözde direkt demokrasi ile yönetiliyordu fakat tüm insanlar eşit haklara sahip değildi, daha doğrusu köleler insan olarak görülmediği için haklara ve söz hakkına sahip değildi.

Günümüzde Demokrasi

Tabi ki günümüzdeki demokrasiyle 2500 yıl önceki demokrasiyi aynı görmemeliyiz fakat hala demokratik(!) olup aydın olmayan ülkeler mevcuttur. Örneğin İran İslam Cumhuriyeti’nde ismindeki cumhuriyet kelimesinden anlaşılacağı gibi demokratik olmasını bekleriz. Fakat İran’da devlet tarafından halka uygulanan birçok baskı vardır, halk susturulmaktadır ve halkın alınan kararlarda etkisi azdır. İnsanların özgür bir şekilde karar verebilmesi gereken giyim konusunda bile belirli kısıtlamalar vardır. İşin daha da kötüsü İran’daki bu yönetimin demokrasi vaatleriyle gelmiş olmasıdır. İran’da yaşayan gazeteci-yazar Bahman Nirumand’ın vermiş olduğu konuşmadan bir kısım: “Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.” Demokrasi olan ülkelerin durumu kötü olur diyemeyiz fakat kesin iyi olur da diyemeyiz. Demokrasiyle yönetilip çok iyi durumlarda olan devletler, bazı Avrupa devletleri, var iken, İran gibi kötü durumda da olan birçok devlet vardır.

Tiranlık ve Demokrasi

Antik Yunan’da demokrasi, tiranlık sistemini bitiren bir yönetim biçimi olarak gelmiştir. Demokraside tiranlar, devlette bulunmaması gereken insanlar olarak nitelendirilirler. Fakat tiranlığın özelliklerine baktığımızda günümüzdeki bazı demokratik devletlerin de benzer özelliklere sahip olduğunu görebiliriz. “Tiranlığın lideri mutlaktır, bir ödüldür. Daha önceki tiranların konutuna yerleşir, sırf o lidere özel kanunlar, yasalar çıkartılır.” Gününümüz ülkelerine baktığımızda, ülkenin başkanının bir şey istedikten sonra o kararın direkt olarak meclisten çıkarılıp yürürlüğe girdiğini görebiliriz.

Demokrasinin Uygulanabilirliği

Bir diğer önemli konu ise demokrasinin uygulanabilirliğidir. Her toplum demokrasiye uygun olmak veya demokrasiyi istemek zorunda değildir. Eski zamanlarda yaşamış göçebe toplumlarda demokrasinin uygulanması oldukça zordur. Sürekli yer değiştiren bu halkların düzgün bir şekilde seçim yapabilmesini bekleyemeyiz. Fakat demokrasiyle yönetilmeyen bu halklar liderlerini çok sevebilir ya da ülkenin durumu o anda demokrasiyle yönetilen diğer devletlerden çok daha iyi olabilir. Yani bir devletin iyiye gitmesi için illa demokrasiyle yönetilmesi gerekmemektedir. Monarşi ile yönetilen devletlerde başa gelen dahi bir lider, devleti dünyanın en iyi devleti konumuna getirebilir. Elbette dahi bir lider gelme olasılığı düşüktür fakat en iyi devlet konumuna gelmek için demokrasi mecburi değildir.

Sonuç olarak demokrasinin pozitif yönleri olduğu gibi negatif yönleri de vardır. En iyi yönetim biçimi olarak adlandırmak doğru değildir. Elli yıl içerisinde daha iyi bir yönetim biçimi ile karşılaşabileceğimizi ön görebiliriz.

Tarih Nedir? Tarihin Tanımı ve Özellikleri

Tarih Nedir? Tarihin Tanımı ve Özellikleri

Tarih Nedir? Sorusu Şimdiye Kadar Nasıl Yanıtlanmıştır? Ya Sizce Tarih Nedir?

Tarih nedir? Tarih en kısa tanımıyla bir bilimdir. Türk Dili Kurumu’nun hazırladığı sözlüğe göre Tarih nedir? sorusu şöyle yanıtlanmıştır. Tarih toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyeti inceleyen bilimdir.

Tarih nedir? sorusu üzerine başka bir tanım ise şöyledir. Tarih, geçmişi anlamak, bugünü açıklamak ve yarına ışık tutmak için geçmiş dönemlerde yaşayan insan topluluklarının yaşayışlarını, yaratmış olduğu kültürlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini yer ve zaman göstererek inceleyen, nedenleri, sonuçları ve yorumlarıyla günümüze aktaran bilimdir.

Tarihin ne olup olmadığı konusu tarihin diğer bilimlerle ilişkisi irdelenmeden açıklığa kavuşturulması zor bir konu olarak görülmektedir.

Tarih Nedir? Sorusunun Yanıtı

Tarih Nedir? sorusu uzun zamandır tarihçiler tarafından tartışılmış ve yanıtı aranmış bir sorudur. Tarih Nedir? Tarih bilimi için en temel sorulardan birisidir. Bu önemli soruya yanıt vermeye çalışan tarihçileri ve araştırmacıları sizler için derledik. İşte Tarih Nedir? sorusuna verilmiş yanıtlar;

William Henry Walsh’a Göre Tarih Nedir?

Tarih, geçmişle ilgilenmeye insanoğlunun geçmişte ilk göründüğü zamanla başlar. Tarihin esas meşguliyeti beşerî tecrübe ve faaliyetlerdir. Elbette tarihin sadece insanoğlunun ne yaptığı ve neler çektiğini kaydetmekle kalmadığı, ayrıca geçmişte kayda değer sayıda doğal olayları da depremler, seller, kıtlık ve benzeri olaylar kaydettiği doğrudur. Fakat tarihin bu olaylarla ilgilenmesi son derece tâlî mahiyettedir. Çalışmasının hiçbir noktasında, tarihçi doğayı sırf onu ele almış̧ olmak için ele almaz; doğa üzerinde sadece insani faaliyetlerin bir arka planı olarak durur. Tarihçi doğal olaylardan söz ediyorsa, bunun nedeni, söz konusu olayların, tarihçinin tecrübelerini tasvir ettiği kadın ve erkeklerin hayatları üzerinde etkiye sahip olmasıdır. Olayların böyle etkileri olmasaydı, tarihçi onlardan söz etmezdi.

Zeki Velidî Togan’a Göre Tarih Nedir?

Tarih ilmi insanların zaman ve mekân çerçevesinde ortaya çıkardıkları gelişim hadiselerini, bunların şuursuz ilkel hallerinde, tabiat esirleri yahut toplumsal bir vücudun parçaları ve toplulukları sıfatıyla yaptıkları fiillerinde ortaya çıkmaları itibariyle ve toplum hayatında mevzuu bahis ayrı hallerde rol ve önemleri tayin ve tespit edilen psikofizik etkenlerin teşkil ettiği ilmî bağlılıklar çerçevesinde araştırır ve tasvir eder.

Edward Hallett Carr’a Göre Tarih Nedir?

Tarih, insanlar zamanın geçişini mevsimlerin döngüsü, insanın ömrü gibi doğal süreçlerin terimleriyle değil de insanın bilinçli olarak içine karıştığı ve bilinçli olarak etkileyebildiği belli olay dizilerinin terimleriyle düşünmeye başladığı zaman başlar. Tarih, insanın aklını kullanarak, çevresini anlamak ve onu etkilemek için yaptığı uzun mücadeledir.

Tarih Nedir? Kitabı 

Tarih Nedir? Edward Hallett Carr tarafından 1961 yılında yayınlanmış bir kitaptır. 1892’de doğan  ve 1982’de ölen İngiliz yazar Edward Hallett Carr orijinal adı What is History? yani Tarih Nedir? kitabını tarihin ne olduğunu merak eden herkes için yazmıştır. Tarih Nedir? kitabında özellikle tarih olguları ve tarihin nesnelliğinin tartışıldığı bölümler ilgi çekicidir.

William Henry Walsh’a Göre Tarih Nedir?

Tarihçi neyi tahkik etme peşindedir ve neyi keşfetmeyi beklemektedir? Meseleye yaklaşımın belki en iyi yolu bunları sormaktır. Akla gelen ilk cevap, tarihçinin geçmişin zihnî olarak yeniden inşâsını amaçladığı şeklindeki malum cevaptır. Kendi içinde bu yeniden inşâ amacının, tarihin ayrı bir bilgi dalı olarak sınırlarını çizip durumunu belirlemeye yarayacağı düşünülebilir. Doğal bilimlerin çevremizdeki dünya ile meşgul olduğu varsayımı açıktır. Bu bilimler sahip olduğu veriler bakımından duyu-algılamasına (sense perception) dayanır. Tarih ise aksine, geçmiş ile meşgul olur ve bu münasebetle hatırada yer alan şeyler (memory-impressions) tarihin hammaddesinin vazgeçilmez bir parçasını oluşturmak durumundadır. Ama aslında tarih ile doğal bilimler arasındaki zıtlık o kadar da keskin değildir. Birinci olarak, bilim adamının, hâl (şimdiki zaman) üzerinde geçmişi dışarıda tutma pahasına durduğu doğru değildir.

Yine, tarihin, kayıtsız şartsız, geçmişin incelenmesi olduğu yönünde iddiada bulunulamaz. Normal anlaşıldığı şekilde tarihin, hiçbir şekilde dikkate almadığı geçmişe ilişkin geniş dönemler mesela, insanın şu andaki olduğu yaratık türü gibi bir şeye tekâmül etmesine takaddüm eden tüm devirler vardır.

Oral Sander’e Göre Tarih Nedir?

Tarihin konu birimi olan tarihi olayla fizik ve doğa bilimlerinin yöntemlerinden olan sıkı bir tümdengelim ya da tümevarım ile tam kavranamıyor. Çünkü bu bilimlerin ilgilendiği konunun doğruluğu deney ile ortaya konur; tarihte ise, fizikçinin anladığı anlamda, deney yapılamaz.

Gülen Karabağ’a Göre Tarih Nedir?

Deney ve genelleme yapılamaması nedeniyle tarih geleneksel olarak edebiyat, güzel sanatlar vb. gibi beşeri bilimler arasında sayılagelmiştir. Beşeri bilimlerin temelindeki ilke, pratik yol gösterici sonuçlar çıkarmak değil, insanlığın düşündükleri ve yaptıklarının değerli kabul edilerek, tanınması ve korunmasıdır. Geçmişteki olayların yeniden inşa edilmesi dikkate değer bir çabadır. Tarihçi; edebiyatçı, sanat tarihçisi, halk bilimci vb. gibi kültürel mirasın aktarıcısıdır. Tarihsel mirası tanıtarak ve koruyarak insanlığı anlamamıza yardımcı olur. Stanford bunu açıklamak için ‘at örneği’ni vermektedir. Bir atı bir fizikçi, bir zoolog, bir veteriner, bir ekonomist, bir kimyacı, bir ressam incelerse, hepsi de atı farklı ve kendi bakış açılarından görecek ve tanımlayacaklardır. Oysa tarihçi hem ata, hem atın sahibine, hem atın içinde bulunduğu olaya, döneme, mekana, hem o olayın ilişkili olduğu diğer olaylara, kısacası resmin bütününe anlam vermeye çalışacaktır. Çünkü tarih bu deneyimin tüm yönleriyle ilgilidir.

Mahmut Enes Soysal’a Göre Tarih Nedir?

Tarihin sosyal bilimler alanı içinde özel ve önemli bir yeri vardır. Bugün dünyada başlı başına bir alan olarak kabul edilmekte ve öğretim kurumlarında okutulmaktadır. Kendine özgü felsefesi ve özellikleri ile tarih öteki sosyal bilim dalları ile yakın ilişki içindedir. Hatta tarih ile öteki sosyal bilim dalları, özellikle psikoloji ve sosyoloji arasında ilişkiler vardır. Birçok tarihçi, tarihi sosyal bilimlerden ayırmak istemektedir.

Onlara göre, tarih, olayları özellikleri ile tek inceler; sosyoloji ise genellemelerle ilgilidir. Oysa tarihçiler genellemelere varırlar; ancak onlarınkiler sosyolojideki genellemelerden farklıdır. Ayrıca, tarihte genellemeler de kendi aralarında farklılıklar gösterir. Kavramlaştırma düzeyinde genellemeler olabildiği gibi, düşünme süreci içinde daha geniş kapsamlı genellemeler de bulunur. Tarih ise sosyolojinin amaç ve ilkeleri bakımından farklılaşmaktadır. Örneğin, sosyoloji, kavramları açıklayabilmek için gerçeğe dayanan bilgileri toplarken; tarih, bilgileri yani gerçekleri açıklayabilmek için kuramları kullanmaktadır. Başka bir deyişle, tarih kuramların ampirik (tecrubî) yönden geçerliğini ortaya çıkarmaya yönelik çalışmaları, sosyoloji ise kuram geliştirmeye dönük ampirik çalışmaları içermektedir. Sosyal bilimlerin en önemli dallarından birini teşkil eden aynı zamanda insan etkinliği ve beşerî anlayışı da konu edinen tarih ilmî sosyal bilimler içinde çok ayrıcalıklı bir yere ve öneme sahiptir. Çünkü sosyal bilimlerin yerel ve millîlik boyutları ya da vasıflarının ortaya konulmasında en önemli işlevi tarih ilmî üstlenmiş durumdadır.

Robin George Collingwood’a Göre Tarih Nedir?

“Tarih” diyor Bury, ‘Bir bilimdir ne eksik ne fazla.’ Belki eksik değil: bu sizin bir bilimle ne kastettiğinize bağlı. “Galeri” denildiğinde “resim galerisi”, ya da “film” dendiğinde “sinema”nın anlaşılması gibi, “bilim” deyince de akla doğa biliminin geldiği kaba bir kullanımı vardır.

Savaşlar ve devrimler ve tarihin üzerine eğidiği diğer olaylar, tarihçilerce, bilimsel kesinlikle incelenmek için labratuvar koşulları ilgilendiren türden olayları gözlemlemek için zahmetli ve pahalı yolculuklar yaparlar, çünkü onların gözlem standartlan uzman olmayan tanıkların betimlemeleriyle tatmin olmalarına elvermeyen türdendir; fakat tarihçiler savaşların ve devrimlerin süregitmekte olduğu ülkelere gezilere çıkamazlar. Ve bunun nedeni tarihçilerin doğa bilimcilerden daha az enerjik ya da cesur olmaları ya da bu tür gezilerin maliyetini daha az karşılayabilmeleri değildir. Bunun nedeni, bu tür gezilerle öğrenilebilecek olguların, tıpkı bir savaş veya bir devrimin kasti tahrikiyle öğrenilebilecek olgular gibi, tarihçilere bilmek istedikleri herhangi bir şeyi öğretmeyeceğidir.


Gözlem ve deneye dayalı bilimler bu bakımdan birbirlerine benzerdirler, yani onların amaçları belli türden bütün olaylardaki sürekli ya da yinelenen özellikleri ortaya çıkarmaktır. Fakat tarihçinin böyle bir amacı yoktur. Bunun nedeni gözlem ve deneye dayalı bilimlerin ve tarihin başka şekillerde oluştuğudur. O halde tarih bir bilim, fakat özel türden bir bilimdir. İşi gözlem alanımız içine girmeyen olayları incelemek, bu olayları gözlem alanımıza giren ve tarihçinin ilgilendiği olayların “kanıt”! dediği bir başka şeyden yola çıkıp, çıkanımsa bir şekilde incelemek olan bir bilimdir.



Siyaset Nedir? Siyaset ve Politikanın Farkları Nelerdir?

Siyaset Nedir? Siyaset ve Politikanın Farkları Nelerdir?

Siyaset kelimesini günde kim bilir kaç kez duyuyoruz. Peki, siyaset nedir dendiğinde bir cevap verebilir miyiz? Siyasetin ne olduğu hakkında ne kadar fikrimiz var? En azıdan siyasetin tanımını yapabiliyor muyuz? Aslında siyaset nedir sorusu siyaset felsefesi içinde bir sorudur. Siyasetin ne olduğu bütünüyle felsefenin alanıdır. Siyaset felsefesi siyasetin ne olduğunu ve siyasetin görevleri üzerinde epeyce durmuştur.

SİYASET NEDİR? 

Siyaset işleri yoluna koyma manasına gelen bir sözcüktür. Yani ortaya çıkan problemleri yoluna koyma işlevini yerine getiren kurum siyaset kurumudur. Ancak bunun tersi olarak siyaset denince akla politikacılar, yalanlar, devlet idarecileri, çıkar ilişkileri ve yolsuzluk gelmektedir. Aslında siyaset diye bahsedilen şeylerin çoğu politikadır. Politika ile siyaset arasında ise önemli fark vardır. Biri policy diğeri ise politics kelimesiyle karşılık bulur. Aslında siyaset insanları yönetme sanatı olarak da anlam bulabilir. Siyasetçilerin dürüst olmaması siyasetin olmamasını zorunlu kılmaz. İşte siyaset nedir dediğimizde insanları idare etme sanatıdır desek bile yeteri kadar geniş bir tanımlama yapmış oluruz.

SİYASET VE POLİTİKANIN FARKLARI NELERDİR? 

Siyasetçilerin, siyaset yaparken izlediği yol politika olabilir. Aynı zamanda devlet politikaları da olabilir. Ancak idare sanatının genel adı siyasettir. Devlet idaresinde büyük kitleler adına karar alma olayı siyasetin bir gereğidir. Meclis, seçim, bakanlar kurulu gibi oluşumlar aslında siyasetin alt elemanlarıdırlar. Bunlar olmadan da siyaset var olabilmektedir. Nitekim meclislerin açılması çok eski bir olay değildir. Meşruti yönetimler gelmeden önce çoğu ülkede monarşi tek başına hüküm sürmekteydi.

SİYASETİN KELİME ANLAMI NEDİR?

At bakıcı Arapça seyis olarak karşılık bulur. Siyaset de bu kelimeden türemiş Arapça kökenli bir sözcüktür. Siyasetçi de bir at bakıcısı gibi halkla ilgilenmek, halkın sorunlarını idari düzeyde büyük kararlar alarak çözmekle yükümlü kişidir. Devlet aygıtlarını kullanma hakkını süreli veya süresiz elinde bulunduran siyasetçi halkın ihtiyaçlarını çözmekle yükümlüdür. Eskiden krallar ülke yönetiminde tek başlarına yönetimsel hakka sahipken seçimle başa gelmezlerdi, halka hesap da vermezlerdi ancak halk adına tedbir almak ve halkın çıkarını gözetmek durumundaydılar. Eğer bir lider halkın çıkarlarını tamamen göz ardı ederse zaten orada huzursuzluklar da haliyle başlayacaktır.

İKTİDAR KAVRAMI

Siyasetin ne olduğunu anlamak için iktidar kavramını da incelememiz gerekir. İktidar bir bireyin ya da grubun diğerleri üzerine kurduğu hegemonyanın adıdır. Bir erkek karısı üzerine ya da bir baba çocukları üzerine de iktidar kurabilir. Siyaset bir kesime iktidar kurma hakkı verir. Bu kesim bir siyasi parti ve onun lideri olabilir. Siyasetin sağladığı iktidarın diğer iktidarlardan farkı hem çok kapsayıcı olması hem de halk tarafından meşru görülüyor olmasından ortaya çıkmaktadır. İnsanlar birbirlerine karşı iktidarı kolay kabul etmezken devlet iktidarını siyasettin sunduğu çözümlerden dolayı kabul etme yoluna giderler.

Felsefe Nedir? Felsefenin Anlamı Nedir?


Felsefe Nedir, Felsefenin Anlamı Nedir? 

Felsefe, etimolojik olarak Yunanca “seviyorum", “ardından gidiyorum", “arıyorum” gibi anlamlara gelen “phileo” sözcüğü ve “bilgi", “bilgelik” anlamlarına gelen “sophia” sözcüğünün birleşiminden oluşan bir sözcüktür ve felsefenin sözcük anlamı, “bilgelik sevgisi” ya da “bilgi sevgisi"dir. Yani felsefe kelime olarak bilgeliğe ve bilgiye değer vermek, onları önemsemek ve hatta en değerli şeyler olarak görmek; bilgiyi aramak, bilgeliğe erişebilme çabası sarf etmek, bilginin sürekli olarak peşinden koşmak anlamlarını taşımaktadır.

Doğrudan  “felsefe nedir?”  sorusuna kısa bir yanıt verilmesi oldukça güçtür; çünkü felsefenin tek bir tanımı yoktur. Felsefenin ne olup ne olmadığı konusunda elbet pek çok şey söyleyebiliriz; fakat bazı düşünürlere göre felsefenin tanımı yapılamazdır; çünkü felsefe, bir üst dildir (Sönmez, 2006, s.66). Felsefenin tanımının yapılmasının zorluğunun diğer nedenleri ise şu biçimde özetlenebilir: Birincil neden, farklı felsefe disiplinlerinin varlığıdır. Örneğin metafizik, ahlak felsefesi ve bilgi felsefesi gibi birçok değişik felsefe disiplini ve alanı bulunmaktadır. Dolayısıyla da bu kadar geniş bir ağa sahip olan felsefenin tek bir yönlü tanımını yapmak da güçleşmektedir. İkincil neden, her felsefe kolunda değişik eğilim, kuram ve öğretilerin var oluşudur. Örneğin realizm, idealizm, pragmatizm ve rasyonalizm gibi değişik felsefi yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu yaklaşımların her birisi için felsefe, ayrı bir işleve ve anlama sahiptir. Bu durum da felsefenin belli bir tanımının yapılmasını zorlaştırmaktadır. Felsefenin tanımlanmasını zorlaştıran üçüncül ve temel neden ise, tarihsel süreçte gelişen felsefi öğretilerin birbiriyle olan karşıtlığı ve bu öğretilerin çalışma alanının karmaşık soyutluğudur (Yıldırım, 1991, s.10). Her bir felsefe anlayışın, teorinin ve yaklaşımın farklı tanımlamalarının bulunması felsefeyi tanımlamayı güçleştirmektedir.

Felsefe, insana yabancı gelmeyen ama ne olduğu konusunda birçok insanın ayrıntılı fikre sahip olmadığı bir uğraştır. Felsefeyi anlamak için ilk olarak metnin başında ele aldığımız kelime anlamına tekrar bakmakta fayda vardır. Felsefe, Yunanca bilgelik sevgisi (bilgelik dostu) anlamına gelen felsefe (philosophia), sevmek (philia) ve bilgelik (sophia) sözcüklerinin birleşiminden türemiştir. Felsefeyle uğraşan düşünürlere ise filozof (philosophos) adı verilmiştir. Felsefe (philosophia) terimi ilk kez, İlk Çağ'ın ünlü Yunan matematikçisi ve filozofu Pythagoras (Pisagor), (MÖ 580-500) tarafından kullanılmıştır. Buna göre felsefe kelime anlamı olarak bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı demektir. Bilgelik (hikmet) ise varlık, bilgi ve değer üzerine tam ve bütün bir bilginin ortaya çıkması veya bir insanın böyle bir bilgiye sahip olabilecek ölçüde olgunluğa ermesi hâlidir.

Bu arayış içerisinde bilgeliği seven bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen kişilere filozof (philosophos) denir. İnsan yaşamını ilgilendiren her şey hakkında akıl yürütüp bunları felsefi problem konusu yapabilen filozof, doğru olduğunu bildiğimiz ya da böyle olduğuna inandığımız her şeyi sorgulayabilir; insanın,Tanrı'nın, dinin, dış dünyanın varoluşuyla, bilginin kaynağı ve sınırlarıyla, bilimle, sanatla ve daha birçok konuyla ilgili sorular sorabilir. Filozof sadece soru sormakla yetinmez; yaratıcı bir düşünüş, eleştirici ve sorgulayıcı bir tavır ve bakış açısıyla bu sorulara yanıtlar arar. Felsefe ile uğraşan ve fikirlerini tutarlı, temelli, mantıklı bir biçimde ortaya koyabilen ve bunları yaparken de her türlü eleştiriyi ve yargılamayı göze alabilen, bunun yanında fikirlerine karşı oluşabilecek muhalefetleri de mantık çerçevesinde yumuşatabilecek insanlara “filozof” adı verilmiştir. Filozoflar, büyük sorumluluklarla yaşamaya uygun insanlardır; çünkü onlar, hissetmeden önce düşünürler.

O dönemde düşünürlere bazen bilge bazen bilgelik anlamına gelen sophos denirdi. Phytagoras, bu kelimenin başına philia (sevgi, arayış) kelimesini getirerek kendine sophos diyenlere karşı philosophos (bilgiyi seven, bilgeliği seven) olduğunu belirmiştir. O; bu tavrıyla felsefenin bilgiyle olan ilişkisini açıklamaya çalışmasının yanında bilgeliğin, bilgi ve kişilik yoluyla yetkinleşme olduğuna da işaret eder. Gerçekleri olduğu gibi tasavvur eden, hükümleri ona göre onaylayan ve ahlaklı bir şekilde hareket eden insanın bilgelik yolunda olduğu ve felsefenin buna fayda sağladığı söylenebilir. Yetkinliğe mutlak olarak erişildiğini ileri sürmek olanaklı olmadığı gibi bu iddiada bulunmak da bir cehalete yol açabilir. Felsefenin bilgeliği seven anlamında terimleştirilmesi önemli bir felsefi anlayışa dayanır. Bunun dışında felsefenin birçok kavramla ilişkisi olduğu görülür.

Filozofun bilgiyle uğraşması felsefenin hikmet anlamında da kullanılmasını sağlamıştır. Yunanca eserlerin Arapçaya çevrilmesi esnasında philosophos (filozof) teriminin hem feylasûf hem de hakîm (hakiym) olarak kullanılması bu nedenledir. Hakîm, aynı zamanda hikmet sahibi olan kişi anlamında da kullanılır. Hikmet sahibi kişi hakîm olduğu şeyin nedenlerini bilen kişidir. Er-Râzî’ye göre hikmet, özü itibarıyla ilimle ilgilidir. Buna ek olarak doğruyu bilmek ve onu hayata geçirmek de hikmetle alakalıdır. İslam felsefesinde felsefe kavramının eş anlamlısı olarak hikmet kavramı da kullanılır. Bu anlayışın etkisi altında olan hikmet kelimesi Türkçede bilgelik anlamına gelir, bu anlamının yanı sıra felsefe anlamı da vardır. 

Felsefenin tarihsel seyrine bakıldığında onun ilk izleri Doğu medeniyetlerinde görülür. Özellikle bu medeniyetlerin ahlak ve siyaset alanında ileri sürdüğü pratik düşünceler temelinde insan ilişkilerine getirdiği yorumlar, felsefenin buralarda var olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ama varlık alanında başlattığı araştırmalar ve teorik tartışmalar nedeniyle felsefenin MÖ 6. yüzyılda Antik Yunan medeniyetinde sistematik hâle geldiği kabul edilir. Antik Yunan medeniyetinin o dönemde yüksek refah düzeyine ulaşması ve farklı kültürlerle olan ilişkisi, felsefenin burada gelişmesine olanak sağlamıştır. Zaman içinde ise felsefe farklı kültür ve coğrafyalara hızla yayılmış, hayatı ve insanı anlamaya dönük sorgulama faaliyeti hâline gelmiştir. 
Başlangıçta tüm bilim ve disiplinleri içeren felsefenin, daha sonra kendisinden ayrılan tüm diğer disiplinlerden konusu ve yöntemiyle ayrıldığı görülmektedir. Felsefenin konuları; genel olarak varlık, bir bütün olarak evrenin kendisi ve insanın eylemlerini, yaşamını ve yazgısını en temel bir biçimde etkileyen şeylerdir. Bilim bilgi verir, felsefe ise bilginin ne olduğunu, neyi ve nasıl bilebileceğimizi araştırır. Bilimlerin ayrı ayrı ele aldığı konuları felsefe, bir bütün olarak ele alır ve bu bağlamda en genel ilkelere ulaşmaya çalışır. 

Felsefenin bilgiyi arama faaliyetinin temelinde insandaki soru sorabilme niteliği vardır. Gerçekten de insan, diğer canlılarla karşılaştırıldığında soru sorabilen biricik varlıktır. Bu durum onun, maddi ve tarihî şartlardan, içinde yaşadığı olaylar zincirinden kendini soyutlayarak onlar karşısında tavır aldığını gösteren en belirgin özelliğidir. Bu sayede insan; kendine has bir özgürlüğe, evreni tanıyabilme kabiliyetine ve değerlere yönelebilme gücüne sahip olur. Bu sorular içinde öyleleri vardır ki bunların muhtemel cevapları, ne günlük hayatta elde ettiğimiz bir bilgi ne duyularımızın bildirdiği dış dünya hakkındaki izlenimler ne de bilimlerin inceledikleri olaylar ve bağlı bulundukları sebep - sonuç ilişkileri ile ilgilidir. Bunlar, günlük yaşayışla ilgili kaygıların, somut bir eser meydana getirme amacından doğan problemlerin giderilmesiyle alakalı değildir. Fakat belki, bütün bunları ve yukarıda sözü edilen her türlü bilgiyi kazanılmış varsayarak onları aşmaya ve temellendirmeye çalışan sorulardır. Genel bir yaklaşımla, düşünme faaliyeti içinde kullandığımız veya karşılaştığımız kavramların anlamını yakalamaya çalışan “Nedir?” tarzında sorulan sorular ile varlığın özünü, insan bilgisinin imkân ve sınırlarını, insanın evrendeki yerini, davranışlarında uyması gereken doğru prensipleri belirlemeyi kendine amaç edinen sorular bu türdendir. İşte bunlar, felsefi soru adını alırlar ve “varlık", “bilgi” ve “değer” hakkında toplu bir görüş, bütün bir bilgi elde etme amacı güderler. Öte yandan felsefede, fizik, kimya, biyoloji gibi ayrı ayrı doğa bilimlerinde olduğu gibi, ilgili alanlarla yakınlık kurmak için öğrenilmesi mutlak gerekli belirli bir olay veya olaylar gurubu, bu olaylar arasında mevcut zorunlu sebep - sonuç ilişkileri yoktur. Felsefe, önceden kazanılmış bilgiler üzerine bir bilgidir; bir “refleksiyon” dur. Zihin elde etmiş olduğu bilgiler üzerine yeniden dönerek, onları bir tenkit ve değerlendirme süzgecinden geçirir. Buradan yeni bir şey öğrenilmemekte fakat zaten hazır olan bilgiler evren, insan ve değer bütünlükleri içerisinde yeniden ele alınmaktadır. Felsefenin en son amacı, varlığı bütünlüğü içerisinde temellendirmektir.

Felsefe bir düşünce faaliyetidir. Soru sorabilme yeteneğine dayanır. Belirli türden sorularla felsefe, insanların kendileri ve yaşamın anlamı üzerinde düşünmelerini sağlar. İşte bu düşünme faaliyeti sonucunda felsefe bilgisi adını verdiğimiz bilgi türü ortaya çıkar. Felsefenin ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabilmek için bilginin ne olduğunu ve kaç tür bilgi olduğunu öğrenmemiz gerekir. Bunun için, aşağıdaki bağlantıları takip edebilirsiniz.

Blockchain Nedir, Ne İşe Yarar, Güvenli Midir?

Blockchain Nedir?

Blockchain Türkçeye blok zinciri olarak çevrilebilir. Kabaca bakıldığında şifrelenmiş şekilde veri yönetimi sağlayan dağınık yapıda bir veritabanı sistemidir.

Blockchain Teknolojisi

Blockchain teknolojisi, daha önce karşılaştığınız diğer sistemlerden pek farklı değildir. Blockchain ile pek çok insan bilgi kayıtlarına girdi yazabilir ve kullanıcılar bahsettiğimiz bilgi kayıtlarının ne yönde değiştirildiğini veya güncellendiğini görebilir. Buna örnek olarak Wikipedia sitesini gösterebiliriz. Yazılanlar tek bir kişinin ürünü değildir. Yani bilgi tek bir kişinin tekelinde değildir.

Ancak Wikipedia ile olan bu benzerlikler kabaca bir bakışta görünenlerdir. İşin derinine indiğimiz zaman, blockchain teknolojisini eşsiz kılan özellikler daha belirgin hale geliyor. İkisi de dağıtılmış ağlar üzerinden çalışırken Wikipedia, World Wide Web (WWW) protokolü üstüne kurulmuştur, istemci sunucu mimarisi kullanır.

Eğer yetkisi varsa, bir kullanıcı, merkezi sunucuda bulunan Wikipedia yazılarını değiştirebilir ve ne zaman bir kullanıcı Wikipedia sayfasına erişirse, asıl kopyanın güncellenmiş haline ulaşır. Veritabanının kontrolü Wikipedia yöneticilerinde kalır, böylece erişim ve yetkiler merkezi otorite tarafından muhafaza edilir.

Wikipedia’nın dijital bel kemiği günümüzde hükümetlerin, bankaların, sigorta şirketlerinin kullandığı yüksek korumalı ve merkezli veritabanlarına benzer. Merkezli veritabanlarının kontrolü, güncellemelerin, erişimin ve siber tehditlere karşı korunma yönetimi dahil olmak üzere site sahiplerindedir.

Wikipedia’nın asıl kopyası bir sunucu üzerinde düzenlenir ve tüm kullanıcılar yeni halini görür. Blockchain kullanımında ağ üzerindeki her -tabiri caizse- düğüm, aynı sonuca ulaştırır. Hepsi kayıtlı bilgiyi birbirlerinden bağımsız olarak günceller ve en popüler kayıt bir nevi resmi kayıt haline gelir.  İşlemler yayınlanır ve her düğüm kendi güncelleşmiş versiyonunu yaratır.


Blockchain ve Güvenlik

Blockchain teknolojisini bu kadar kullanışlı yapan şey de tam olarak budur. Bu farklılık, dijital ilişkileri kolaylaştırmak için güvenilir bir tarafa olan ihtiyacı kaldırarak bilgi kaydında ve dağıtımında bir yeniliği temsil eder.

Tüm faydalarına rağmen, blockchain teknolojisi yeni bir şey değildir. Yeniden ziyade, daha önceden kullanışlılıkları kanıtlanmış birkaç teknolojinin kombine edilip uygulanmış hali diyebiliriz. Bitcoin‘in yaratıcısı Satoshi Nakamoto‘nun fikrini bu kadar kullanışlı yapan şey özellikle 3 teknolojinin birleşimiydi:

İnternet

Özel anahtarlı kriptografi

Teşvikleri yöneten protokol

Bunların birleşimiyle ortaya çıkan sonuç: Güvenilir bir 3. kişiye ihtiyaç duyulmadan yapılabilen dijital para işlemleridir. Dijital ilişkileri güvence altına alan şey, blockchain teknolojisinin basit ama kuvvetli ağ yapısına dayanıyor olmasıdır.

Dijital Güveni Tanımlamak

Güven kavramı farklı taraflar arasındaki riskli bir karardır. Dijital ortamlarda birine güvenip güvenemeyeceğinize karar verme aşamasında iş genelde karşınızdakinin kimliğini ve yetkisini öğrenmede biter.

Yani karşımızdakinin cevaplamasını istediğimiz şeyler aslında ”Gerçekten söylediğin kişi misin?” ve ”Yapmaya çalıştığın şeyi yapıyor olmalı mısın?” sorularıdır.

Blockchain teknolojisindeyse, özel anahtarlı kriptografi size sahiplik sunuyor. Böylece kimlik doğrulama gereksinimlerini halletmiş oluyorsunuz. Yani karşınızdakine, kendinizi tanıtmanız için vermeniz gerekenden fazla bilgi vermek durumunda kalmıyorsunuz. Bu yolla muhtemel bir hacker saldırısından da kurtuluyorsunuz.

Kimlik doğrulamak yeterli değildir. Yetki, yeterli paraya sahip olmak, doğru para türüyle işlem yapmak gibi şeyler dağıtılmış, eşler arası ağa ihtiyaç duyar. Dağıtılmış bir ağ, merkezli bir yozlaşma veya hata meydana gelme riskini azaltır.

Bu dağıtılmış ağ aynı zamanda işlem ağının kayıtların saklanması ve güvenliği için kullanılmalıdır. Bir para işlemine yetki vermek, tüm ağın uymak için tasarlandığı kuralları yerine getirmesi sonucunda gerçekleşir.

Bu şekilde yapılan kimlik doğrulamalar ve yetkilendirmeler dijital para işlemleri yaparken karşınızdaki kişiye güven duyma zorunluluğunu ortadan kaldırır. Günümüzde dünyanın dört bir yanındaki endüstrilerin girişimcileri bu gelişmenin etkilerini fark etmişlerdir. Hayal edilmemiş, yeni ve güçlü dijital ilişkiler artık bu sayede mümkün hale gelmiştir. Blockchain teknolojisi sıklıkla internet üzerinden para işlemlerinin belkemiği olarak tanımlanır.


Hatta, kriptografik anahtarların ve ortak defterlerin kullanıcıları güvenli ve resmi dijital ilişkiler kurmaya teşvik edebileceği fikri epey ilgi görmektedir. Hükümetlerden bilgi işlem şirketlerine, bankalara kadar türlü çevreler bu para işlem sistemini edinmek için can atmaktadır.

Dijital işlemler için çok önemli olan kimlik doğrulama ve yetkilendirme, blockchain teknolojisinin yapılandırmasıyla oluşmuştur.


Bu fikir, güvenilir bir kayıt sistemine ihtiyaç duyulan her yerde kullanılabilir.

Kripto Para Nedir? Kripto para yasal mıdır?


Kripto Para Nedir?
Kripto para, takas işlemlerinde kullanılabilen, tamamen dijital, şifrelenmiş, sanal para birimi. Kimilerine göreyse geleceğin para birimi.

Günümüzde kripto para birimleri pek çok kişi tarafından duyulmuş, devlet başkanlarından dev şirketlere kadar herkesin çok fazla dikkatini çekmiş durumda olan bilinmeyeni çok olan bir olgudur. Takas işlemlerini doğrulamak ve güvenli şekilde gerçekleştirmek için kriptografi kullanılır. Herhangi bir fiziksel karşılığa sahip değildir.

Aslen banka kartları ve kredi kartlar ile harcanılan ve aktarılan paralar da sanal paralardır, çünkü bu işlemler sonucunda sadece sistem verilerinde değişiklik meydana gelir. Kripto paralar da aynı mantıkta çalışma prensibine sahip. Ancak herhangi bir otorite ya da hükümet tarafından yönetilmeyen, yani merkezileştirilmemiş –decentralized- bir sistem mevcut, bu da sistemin daha güvenli olmasını sağlıyor.

Kriptoloji nedir?
Kriptoloji, bir şifreleme bilimidir. Verilerin bir sisteme göre şifrelenmesidir. Kripto paralar ortam üzerinde şifrelerin oluşturulması ve çözülmesi aracılığıyla transfer edilir. Hash fonksiyonları gibi algoritmalar kullanılır.

Kripto paraların tarihi
Teknolojinin zıplama çağı olan 90'lardan beri dijital bir para birimi oluşturmak için birçok girişimde bulunuldu. Flooz, Beenz ve DigiCash gibi sistemler geliştirildi, fakat bu girişimler sahtekarlık, finansal sıkıntılar, şirket içi anlaşmazlıklar gibi sebeplerden dolayı başarısız sonuçlar verdi. Bütün bu çalışmalar güvenilir, üçüncü elden yaklaşım düşüncesini geliştirdi.

İlk kripto para olan Bitcoin, 2009 yılının başlarında Satoshi Nakamoto kod adıyla ortaya çıkan kişi ya da kişiler tarafından geliştirildi. Satoshi Nakamato tarafından geliştirildiği söylenmesine rağmen kim ya da kimler olduğu belli olmayan kişi(ler) tarafından açık kaynak kodlu yazılım olarak paylaşıldı. Bu ağ uçtan uca şifrelemeli dosya paylaşım platformlarına benzer konseptli bir platform üzerinden ilerler.

Kripto paraların güvenliği
Ödeme sistemleriyle ilgili en önemli problemlerden birisi aynı paranın iki kere harcanması olasılığıdır. Bunu önlemek için kullanılan geleneksel yöntem, yapılan işlemlerin kaydını tutan merkezi bir aracı (bankalar) koymaktır. Ancak bu metot araya bütün sermayeyi kontrol edebilen bir otoritenin girmesi demektir. Bu da güvenilirliği azaltır.

Ancak merkezsizleştirilmiş, başka bir deyişle dağıtık bir ağda -Bitcoin gibi- işlemin gerçekleşebilmesi için sistemin her parçasının onay vermesi gerekmektedir. Bu işlemler blockchain aracılığıyla yapılmaktadır, bu sayede yapılan her işlem herkes tarafından görülmektedir.

Bütün transfer işlemleri gönderici ve alıcının cüzdan adresleri ve yollanılacak miktar bilgileriyle gerçekleşir. Takas ya da gönderi işlemi gönderen tarafından doğrulanmalı ve daha sonra sistem tarafından onaylanmalıdır. Onaylama işlemi sadece madenciler tarafından kriptografik bir bulmaca çözülerek gerçekleştirilebilir. Bir işlem onaylandığı takdirde geri döndürülemez. Kripto paralar için en büyük riskler hack'lenme ve saldırı olasılığıdır.

Kripto para nasıl üretiliyor? Kripto para madenciliği nedir?
Kripto paraların üretimi de kendileri gibi dağıtık bir sistem üzerinden gerçekleştirilmektedir. Yani kullanıcı temellidir. Kripto para birimlerinin üretim sınırı vardır, dolayısıyla üretilen kripto para miktarı arttıkça kripto para üretmek için çözülmesi gereken işlemler zorlaşır.

Üretim işlemi madencilik yoluyla oluyor, fiziksel bir madencilik olmasa dahi matematik problemleri çözmeye dayalı işlemler yapılıyor. Yani işlemci gücü ve internet bağlantısına sahip olduğunuz takdirde madencilik görevini, birisi tarafından görevlendirilmeksizin üstlenebilirsiniz.

Kripto para yasal mıdır?
Kripto paraların yasallığı ülkeden ülkeye değişmektedir. Bazılarında yasallık durumu hala belirsiz ya da değişkenken, bazı ülkeler kullanımına ve ticaretine açık açık izin vermektedir. Bazı ülkeler ise kripto para kullanımını yasakladı veya kullanıma sınır getirdi.

"Bitcoin yasal mı?" gibi sorular pek çok kişi tarafından soruluyor. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından Bitcoin kullanımına ilişkin yasa ya da kısıtlama getirilmemiştir, bu yüzden Bitcoin ya da diğer kripto paraları cüzdanınızda bulundurmaktan, almaktan ya da satmaktan dolayı ceza almanız olası değildir.

Madencilik yapmak yasal mıdır?
Bitcoin ya da kripto para üreticiliği, yani madenciliği yapmak suç değildir. Yasal olmayan bir durum söz konusu değildir.

Kripto paradan kazancınız vergilendirilebilir mi?
Hesabınıza düzenli para girişi tespit edilirse, kazancınız üzerinden vergi talep edilebilir. Eğer ki Maliye tarafından bu kazancınız sorgulanırsa bu geliri kripto para takas işleminden veya madencilikten elde ettiğinizi belirtebilir, gerekli durumlarda bu işlemlerinizi hesap dökümlerinizi kullanarak doğrulayabilirsiniz.

Kripto paraların avantajları nelerdir?
Hiçbir merkez bankasına bağlı olmadığı için ülkelerin ekonomik durumundan etkilenmemektedir.
Hesabın dondurulması ya da hesaba el konulması mümkün değildir.

Asal SEO

Featured

[Featured][recentbylabel2]

Featured

[Featured][recentbylabel2]
Notification
This is just an example, you can fill it later with your own note.
Done